Havza Haber Ajansı muhabirinin bildirdiğine göre büyük taklit mercilerinden Ayetullah el-Uzma Cafer Sübhani "İslam Ümmetinin Birliği" konulu bir yazısında şunları kaydetti:
"İslam kardeşliği, gerçekleşmesi toplumu gelişmeye, güvenliğe, maneviyata ve izzete yönlendiren devasa bir sosyal ve kültürel sermayedir. İslam'ın bekası ve İslam toplumunun sağlamlığı, Müslümanlar arasında "uhuvvet ve kardeşliğin" gerçekleşmesine bağlıdır. Kökleri Kur'an ve Sünnet'te olan bu ilahi ilke, yalnızca duygusal ve sosyal bağları güçlendirmekle kalmaz; aynı zamanda gönül birliği ve şefkat yaratarak toplumu dış tehditlere karşı dirençli hale getirir ve düşmanların umudunu çaresizliğe dönüştürür.
Sosyal birlik ve dayanışma, insan yaşamının en açık ve en temel ihtiyaçlarındandır; çünkü dağınık ve bölünmüş bir toplum güç ve etkiden yoksundur, ancak küçük güçlerin birleşmesiyle büyük ve dönüştürücü bir güç oluşur. Bununla birlikte deneyimler göstermiştir ki ırk, dil, ortak tarih veya toprak gibi görünür faktörler bir tür birlik oluşturmada rol oynasa da maddi ve irade dışı unsurlara dayandıkları için kalıcı bir birliğin garantörü olamazlar. Bu tür ittifaklar genellikle geçicidir ve ortak hedeflere ulaşıldıktan sonra anlaşmazlıklar yeniden baş gösterir.
İslam bu görüşlerin karşısında, daha derin ve daha kalıcı bir çözüm sunar; o da "iman ve inanç ekseninde birlik"tir. Bu yaklaşıma göre Müslümanlar, Allah'a iman ışığında tek bir bedenin azaları olarak birbirlerine bağlanır ve "İslam kardeşliği" ilkesini gerçekleştirirler. Kur'an-ı Kerim açıkça "Müminler ancak kardeştirler" (Hucurat suresi, 10) buyurur ve müminlerden bu kardeşlik ilişkisini korumalarını, onu düzeltmek ve güçlendirmek için çaba göstermelerini ister. Bu ifade, iman ve hedef ortaklığına dayanan en derin insani bağ türünü göstermektedir.
Nebevi sünnette de bu anlam açıkça ifade edilmiştir. İslam Peygamberi (s.a.a.), müminleri bir bedenin azaları gibi ifade eder; birinin acısı diğerlerini de etkiler. Aynı şekilde İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanlar arasındaki kardeşlik sözleşmesi (muahat), kabile, ırk ve kültür farklılıklarının ortadan kalkmasının ve tek bir ümmetin oluşmasının temel etkeni olmuştur. Bu durum, İslam kardeşliğinin sadece teorik bir kavram değil, birleşik ve öncü bir toplum yaratmak için pratik bir çözüm olduğunu göstermektedir.
Bu önemli ilkenin etkileri ve sonuçları çok geniştir:
Gönül Birliği ve Şefkat: En önemli sonucudur; toplumsal bütünlüğü ve toplumun ilahi hedefler doğrultusunda uyumlu hareket etmesini sağlar.
Kapsamlı Güvenlik: Diğer bir kazanımdır; öyle ki İslam toplumunda bireylerin canı, malı ve onuru saygın (dokunulmaz) kabul edilir.
Fedakârlık ve Dert Ortaklığı: Bireyler arasında bu ruh güçlenir ve her birey kendini başkalarının sorunlarına karşı sorumlu hisseder. Böyle bir toplum doğal olarak iyilikler ve erdemler yolunda öncü olacaktır.
Bununla birlikte, İslam düşmanları her zaman bu sağlam bağı zayıflatmanın peşinde olmuşlar; düşünsel, siyasi ve etnik ayrılıklar yaratarak Müslümanların birliğini yok etmeye çalışmışlardır. Bazı İslam toplumlarında çatışmaların devam etmesi, bu komploların göreceli başarısının ve İslam kardeşliği ilkesinden gafil olunmasının bir işaretidir.
Sonuç olarak şunlar söylenebilir: 'İslam kardeşliği', gerçekleşmesi toplumu gelişmeye, güvenliğe, maneviyata ve izzete yönlendiren devasa bir sosyal ve kültürel sermayedir. Bu ilkeye bağlılık; ilahi rahmetin, toplumun ruh sağlığının ve Müslümanlar arasında sorumluluk duygusunun güçlenmesinin garantörü olacak ve İslam ümmetinin ilerlemesine ve yücelmesine zemin hazırlayacaktır."
yorumunuz